Vurun Çerkes'e ! ( Yalçın Karadaş )

Tarih 1 Mayıs 1920. Henüz başına Türkiye kelimesi getirilmemiş BMM’de M. Kemal, “Efendiler, meselenin bir daha tekerrür etmemesi ricasıyla bir iki noktayı arz etmek isterim: Burada maksud olan ve Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürd değildir, yalnız Laz değildir, Fakat hepsinden mürekkep anasır-ı İslamiyedir, samimi bir mecmuadır…” diyen bir konuşma yapar. Bu konuşmada üç şey dikkati çeker, ancak nedense konu hakkında yazıp çizen hemen herkes bunları atlar ya da önemsemez. 

Konuşmada “... meselenin bir daha tekerrür etmemesi ricasıyla..” sözünün nedeni önemli. Çünkü bir süreden beri Mecliste “Türk” kelimesi fazla kullanılmaya başlanmış ve bazı vekiller son derece rahatsız olduğu gibi, Sivas mebusu Emir Marşan, aynı gün kürsüye çıkarak sert bir şekilde “ülkedeki herkesin Türk olmadığını ve savaşın da sadece Türklük için verilmediğini” ifade etmiş. M. Kemal panikleyerek söz almış ve yukarıdaki meşhur sözleri söylemiş. 

Ezberler ezberler 

Diğer bir nokta ise Türk’ten sonra bugün alışageldiğimiz Kürd kelimesi yerine Çerkez denmesidir. Zira o devirde ülkenin en etkin toplumu Çerkesler olup, Türk genellemesine itiraz eden Emir Marşan da bir Çerkes’tir. Son nokta ise yine ezberleri bozacak bir konu olan, Laz meselesi. Kürt milliyetçilerinin zaman zaman kullandıkları “yerlilik- göçmenlik tezleri”nin gerçekdışı olduğunun, tutarsızlığının en tipik örneği, o zamanlar “Lazistan” diye bir bölgenin hâlâ mevcut olması ve Laz, Gürcü, Çeçen (Urartu), Adığe-Abaza (Hatti) gibi Kafkas kökenli halkların Anadolu’da varlığını sürdürebilmiş en eski halklar olduğu gerçeği. Ne yazık ki bu gerçekler ezberlerimiz arasında değil. 

Nitekim ülkede ortam Kemalistlerce istenen kontrol edilebilir noktaya geldiğinde ilk tasfiye edilen ve ezilen halklar başta Çerkesler olmak üzere, Kafkas halkları olacaktır. İstiklal Mahkemeleri en çok onlar için mesai yapar, ilk sürgünü 1923’te onlar yer ve 150’liklerin ezici çoğunluğu nedense Çerkeslerden oluşturulur. Daha sonra Gürcü ve Lazlar ile sırasıyla Alevi Zazalara ve Kürtlere boyun eğdirilecektir.

Yok olmak, Türk olmak 

Tek parti diktasında özellikle Çerkesler harp okullarına alınmadı ve tüm devlet yönetiminden silindi. Türk ırkının güzelliğini temsil eden Keriman Halis, artık Atatürk olmuş M. Kemal tarafından “Ece” soyadı verilerek, Çerkeslerin Türkleşme macerasına hız kazandırdı. Çok partili dönemde tekrar güçlenen Çerkes kimliğinin karşısında hep bir soru işareti oluştu. Çünkü artık onlar “Beyaz Türk” olmuşlardı. Yok olmak ile Türk olmak arasındaki seçenekte, Çerkeslerin çoğunluğu ikinci seçeneği tercih zorunda bırakıldı. Böylece Çerkes meselesi hal olundu. Sıra Kürtlere geldi. 

Faşizan sağ kesim için Kürtler ne kadar kötü ve bölücü ise, kendilerine nedense “sol” diyen kuşaklarca da en fazla önyargıya ve haksızlığa başta Çerkesler olmak üzere, Laz ve Gürcü gibi Kafkas halkları maruz kaldı. Onlar kraldan kralcıdırlar, Türklere özgü sola göre. Derin devletin silahşörları, MİT’çileri, polisi vs. hep bunlardandır.

Zılgıt Çerkeslere Hele Kürt milliyetçi hareketi için bu durum son derece net. Geçmişte yüzlerce kez sözel olarak duyduğumuz, yazılı basında okuduğumuz, “Türkler, Kürtler ve diğerleri” anlayışındaki Kürt milliyetçileri ve onların her tür eylemini sorgulamadan kabul eden sol yandaşları için Türk ve Kürt dışındaki halkların asla önemi yoktur. Zaman zaman buna itiraz edilse, her halka eşit mesafede durulduğu ifade edilse de, son olarak Sırrı Sakık gerçek düşüncesini kızgınlık anında dile getirdi: “Sonradan bu ülkeyi kendine vatan edenler, Kafkaslardan, Balkanlardan gelenler, Boşnaklar, siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz. Haddinizi bileceksiniz!” 

Ben ve benim gibi eskiden beri bu konuları araştıran, inceleyen insanlar haricinde herkes şaşırdı. Türk ırkçılığını aklamaya çalışan, barış sürecini sabote etmek isteyen bir CHP ’li ve onu destekleyen vekillerin, Kürt milliyetçileriyle kapışmasında, nereden icap etmişse, zılgıtı konuya müdahil olmamış Kafkasyalılar yiyordu. Haddini bilmeliydi Kafkasyalılar! Sonradan Sakık özür diledi dilemesine ancak içinde yaşattığı fobiyi ve önyargıyı nasıl temizleyeceği bence hâlâ meçhul. 

Sorgulama başlasın! 

Kürt halkına yapılanların farklı versiyonunu yaşamış bu halklardan destek istemesi gereken bir hareketin, içinde yaşattığı önyargının incelenmesi gerekli. Aynı şekilde kraldan kralcı hale getirilmiş, kendi halkının kimlik sorunlarını her tür riske karşın dile getirmeye çalışan kendi insanlarını yok sayan, tehdit eden halkların da halk olarak varlıklarını sürdürüp sürdürmediklerinin sorgulanması gerekiyor. Bir de kendilerine sol diyen ve Kürt hareketini kutsayan, ancak kendi halklarının kimlik mücadelesinde yer almaya niyetlenmeyen, yer alanları milliyetçilikle suçlayan Kafkas ve Balkan kökenli kişilerin de kendilerini bir sorgulaması yerinde olur. Kendine faydası olmayanın başkasına faydası ne kadardır? 

Anlaşılmış olmalı ki, tam da barışa giden yolda ilerlerken Jakoben Kemalist bir elitin kuyuya attığı bu taşları Makyavelist Kürt hareketi tek başına çıkartamaz. Halkları yerli-göçmen, Müslüman-gayrimüslim diyerek ayrıştıran, onları hiyerarşik sıralamaya sokmaya yeltenenlerin amacı, barış içinde, farklılıklarla bir arada yaşamak değil. Ezberle aydın olmak, ülkemizin kaderi olamaz. 

PS: Ülkemiz nüfusunda önemli bir yeri olan ancak netameli bir konu olduğundan Balkan göçmenlerini pek konuya dahil etmedim. Onu da uzmanları yazacaktır, yazmalı! 


Yalçın KARADAŞ - Mimar / Yazar

Not: Bu makale 12/02/2013 tarihinde Radikal Gazetesinde yayınlanmıştır.

© 2017 İstanbul Çerkes Derneği. Tüm Hakları Saklıdır.